Kefalet, ancak yazılı yapılır ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi kefilin kendi el yazısıyla belirtilirse geçerlidir; kefil, sözleşmede yazılı azami miktarla sınırlı olarak asıl borçtan, temerrüt sonuçlarından ve belirli faiz ile takip masraflarından sorumlu olur (TBK m. 583, 589). Kefalet gerçek kişi tarafından verilmişse sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar (TBK m. 598). Cari hesapta artan tutara karşı ise bir ay içinde itiraz etmezseniz bakiyeyi kabul etmiş sayılırsınız (TTK m. 94).
Bu yazı, kredi veya cari hesap borcuna kefil olmayı düşünenlerin ve kefil olmuş kişilerin bilmesi gereken kuralları; kefaletin şeklini, eşin rızasını, adi ve müteselsil kefalet farkını, kefilin sorumluluk sınırını, rücu hakkını ve süresini, ödünç alacağının ne zaman istenebileceğini ve cari hesap sözleşmesindeki itiraz ve zamanaşımı sürelerini anlatır.
Bu yazıda
- Kefalet sözleşmesi nedir, kefil neyi üstlenir?
- Geçerli kefalet için şekil şartları ve eşin rızası
- Adi kefalet, müteselsil kefalet ve tüketici işlemleri
- Kefaletiniz borcun tamamını kapsar mı? Azami miktar, faiz ve masraflar
- Kefilin hakları: defiler, rücu, süre ve kefaletten dönme
- Ödünç verdiğiniz parayı ne zaman geri istersiniz?
- Cari hesap sözleşmesi: şekil, itiraz ve zamanaşımı
- Sık yapılan hatalar
Kefalet sözleşmesi nedir, kefil neyi üstlenir?
Kefil, borçlu borcunu ödemezse alacaklıya karşı kişisel olarak sorumlu olmayı üstlenen kişidir. Türk Borçlar Kanunu'na göre kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir (m. 581). Kefalet, mevcut ve geçerli bir borç için verilebileceği gibi gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de verilebilir (m. 582). Bir banka kredisine kefil olurken çoğu zaman henüz doğmamış, kredi kullandırıldıkça büyüyen bir borca kefil olursunuz; bu yüzden metindeki sınırları çok dikkatli okumanız gerekir.
Kefalet, asıl borca bağlı bir güvencedir. Asıl borç yoksa veya geçersizse kefalet de ayakta duramaz; ancak kefil, asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğan savunmalar dışında kalan savunmaları alacaklıya karşı ileri sürebilir (m. 591). Bu nedenle kefil olmak, borçlunun yerine geçmek değil, alacaklıya karşı ikinci bir sorumluluk hattı oluşturmaktır.
Geçerli kefalet için şekil şartları ve eşin rızası
Kefalet yazılı şekilde yapılmalı ve sorumlu olacağınız azami miktar ile kefalet tarihi metinde yer almalıdır. Kanun bununla yetinmez: kefilin azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefilse bu sıfatı kendi el yazısıyla yazması şarttır. Bu şekle uyulmayan kefalet geçerli olmaz (m. 583). Matbu bir formda yalnızca imzanızın bulunması, el yazısı gereken bölümlerin boş kalması anlamına gelir; bu durumda kefaletin geçerliliği tartışma konusu olur.
İkinci şart eşin rızasıdır. Kural olarak kefil olurken eşinizin yazılı rızası gerekir ve bu rıza sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç kurulduğu anda verilmiş olmalıdır. Mahkemece ayrılık kararı verilmişse veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmuşsa bu şart aranmaz (m. 584). Eş rızası bakımından önemli bir istisna da vardır: ticaret siciline kayıtlı işletme sahibi veya ticaret şirketinin ortağı ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde eşin rızası aranmaz; aynı istisna esnafın mesleki faaliyetiyle ilgili kefaletlerinde de bulunur (m. 584). Yani şirketin kredisine ortak olarak kefil oluyorsanız eş rızası şartı çoğunlukla gündeme gelmez, ama ortaklığınız şirketle ilgisi olmayan bir kişisel borç için verilen kefalette bu istisna kullanılamaz.
Adi kefalet, müteselsil kefalet ve tüketici işlemleri
Adi kefalette alacaklı, önce borçluya başvurmadan kefili takip edemez. Kanun bu kuralın istisnalarını sayar: borçlu aleyhine yapılan takipte kesin aciz belgesi alınması, takibin Türkiye'de imkânsız veya önemli ölçüde güç hâle gelmesi, borçlunun iflası veya konkordato mehli verilmesi (m. 585). Müteselsil kefalette ise alacaklı doğrudan size gelebilir; bu yüzden müteselsil kefil olduğunuzu el yazınızla yazmanız gerekir ve bu ibare hayati önemdedir.
Tüketici işlemlerinde farklı bir kural işler. Tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır. Tüketicinin alacaklarına ilişkin karşı tarafça verilen şahsi teminatlar ise aksine hüküm yoksa müteselsil kefalet sayılır (6502 sayılı Kanun m. 4). Bir kredi sözleşmesinde “müteselsil” yazıyor olsa bile işlemin niteliği tüketici işlemiyse adi kefalet kurallarının uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca incelenmelidir.
Kefaletiniz borcun tamamını kapsar mı?
Hayır; kefil her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur. Bu sınır içinde asıl borçtan ve borçlunun temerrüdünün sonuçlarından, uygun şartlarla takip masraflarından ve işlemiş bir yıllık ile işlemekte olan yıla ait akdi faizlerden sorumlu olursunuz (m. 589). Örneğin sözleşmede azami miktar belirlenmişse, faiz ve masraflar bile bu miktarı aşacak şekilde sizden istenemez.
Uygulamada en çok yapılan varsayım, kredi yenilendiğinde veya limit artırıldığında kefaletin otomatik olarak genişlediğidir. Kanunun şekil kuralları bunun tersini gösterir: kefil, hangi azami miktar için ve hangi tarihte sorumluluk üstlendiğini el yazısıyla yazmak zorundadır (m. 583). Bu yüzden yenilenen veya büyüyen bir krediye ilişkin banka talebi geldiğinde imzalı metni, ekleri ve bankanın yeni talebini birlikte incelemek gerekir. Kredi kartı kefaletinde de benzer bir ilke vardır; kart limiti yükseltilirse kefilin ilave sorumluluğu için yazılı onayı aranır (5464 sayılı Kanun m. 24).
Kefilin hakları: defiler, rücu, süre ve kefaletten dönme
Kefil, asıl borçlunun defilerini alacaklıya karşı kullanabilir. Asıl borçluya ait olan ve borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün defileri ileri sürebilirsiniz; asıl borçlu defiden vazgeçmiş olsa bile siz o defiyi yine kullanabilirsiniz (m. 591).
Borcu ödediğinizde de haklarınız sürer. Kefil alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde onun haklarına halef olur ve bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanır. Ancak borcu tamamen veya kısmen ödeyen kefil bunu borçluya bildirmelidir; bildirmez ve borçlu da alacaklıya öderse rücu hakkınızı kaybedebilirsiniz (m. 596, 597). Ödemeden önce borçluya ve alacaklıya yazılı bilgi vermek bu nedenle önemlidir.
Süre bakımından da koruma vardır. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet on yıldan fazla süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni kefalet verilmemişse kefil ancak on yıllık süre dolana kadar takip edilebilir (m. 598).
Süresiz kefalette de çıkış yolu bulunur. Süreli olmayan adi kefalette asıl borç muaccel olunca kefil, alacaklıdan bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını isteyebilir. Alacaklı bu istemleri yerine getirmezse kefil borcundan kurtulur (m. 601).
Gelecekte doğacak bir borca kefil olduysanız, borçlunun mali durumu kefalet sözleşmesinden sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya sizin iyiniyetle varsaydığınızdan çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, alacaklıya yazılı bildirimle borç doğmadığı sürece her zaman kefaletten dönebilirsiniz. Alacaklının güvenme zararını gidermekle yükümlüsünüz (m. 599).
Ödünç verdiğiniz parayı ne zaman geri istersiniz?
Geri verme için vade, bildirim süresi veya isteme anında muacceliyet kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Sözleşmede vade varsa o süre esas alınır (TBK m. 392). Bu nedenle arkadaşınıza veya akrabanıza para verirken vade ve geri ödeme tarihini yazılı belgeye bağlamanız, ileride hem ispat hem de ne zaman talep edebileceğiniz bakımından yararlıdır. Dekont ve yazışmalarınızı saklayın; “borç verdim” iddiasını ispat yükü genellikle alacaklı olan size aittir.
Cari hesap sözleşmesi: şekil, itiraz ve zamanaşımı
Cari hesap sözleşmesi yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz. İki kişinin hukuki ilişkilerden doğan alacaklarını teker teker istemekten vazgeçip kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesap kesildikten sonra artan tutarı istemelerine ilişkin sözleşmedir (TTK m. 89). Esnaf ve tacirler arasındaki sürekli alışverişte sıkça karşımıza çıkar.
Hesap kesildiğinde artan tutarı gösteren cetveli alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itiraz etmezse bakiyeyi kabul etmiş sayılır (TTK m. 94). Bu süre kısadır; telefonda veya sıradan mesajla itiraz etmek yeterli olmayabilir. Cetveli aldığınız tarihi belgeleyin ve itirazı kanunun saydığı araçlardan biriyle yapın.
Cari hesaba kayıt yapılması borcu kendiliğinden yenilemez. Çeşitli kalemlerin cari hesaba sadece kaydedilmiş olması borcun yenilendiği anlamına gelmez; hesap kesilmiş ve hesap sonucu diğer tarafça kabul edilmişse borç yenilenmiş olur. Kalemlerden birinin güvencesi varsa hesabın kesilip kabul edilmesi güvenceyi sona erdirmez (TBK m. 134).
Cari hesaptan doğan davalar da zamanaşımına tabidir. Cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya mahkeme kararıyla saptanan artan tutara, faiz alacaklarına ve hesap hata ve yanılmalarına ilişkin davalar cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m. 101).
Sık yapılan hatalar
- El yazısıyla yazılması gereken azami miktarı, tarihi veya müteselsil ibaresini başkasına doldurtmak ya da boş bırakmak.
- Eşin rızasını almadan, kişisel borç için kefil olmak.
- Kredi yenilendiğinde yeni bir imza atıp kefalet kapsamını fark etmemek.
- Borcu ödedikten sonra borçluya bildirimde bulunmamak ve rücu hakkını tehlikeye atmak.
- Cari hesap bakiyesine bir ay içinde, kanunun aradığı yolla itiraz etmemek.
- Ödünç verirken vade ve tutarı yazıya dökmemek.
Elinizdeki imzalı kefalet metnini, kredi sözleşmesini ve bankanın talebini birlikte bir avukata göstermeniz, hem azami miktarın hem şeklin hem de sürenin doğru değerlendirilmesini sağlar.